Cari açık 2012 yılının sonundan beri gündemden düşmeyen bir madde olarak halen varlığını sürdürüyor. 10 senedir iktidarda olan bir hükümetin ekonomi politikaları nasıl bir seyir izledi de 10 sene sonra büyüme oranlarına rağmen cari açık sorunu ile karşılaşılması kaçınılmaz bir hale geldi.
Türkiye’de uzun bir süredir devam eden sistemin temelinde kimse henüz oynama yapabilmiş değil. Üretim kapasitemiz kimi dengelerin korunması adına standartların altında tutuluyor.
İşsizlik üzerine araştırmalarımın yoğunlaştığı son zamanlarda yeni bir yazı dizisi ile karşınıza çıkıyorum. İşsizlik üzerine makaleler paylaşmadan evvel Çalışma Ekonomisi ile emek gücünü teknik anlamda analiz etmek en doğrusu olacaktır.
Ekonominin üretim, tüketim, değişim ve bölüşüm olmak üzere dört temel fonksiyonu vardır. Bu fonksiyonlar içerisinden üretimi tek başına incelediğimizde kavramın ekonomi gibi 4 temel fonksiyonu olduğu ile karşılaşırız. Emek, girişimci, sermaye ve doğal kaynaklar olarak sayabileceğimiz bu dört fonksiyon içerisinden Çalışma Ekonomisi en çok emek ile ilgilenmektedir.
Üretim fonksiyonlarına beşinci olarak ekleyebileceğimiz bilgi ise iletişim çağında kendine yer bulmuştur ve şimdilik ayrı tutuyoruz. Çalışma ekonomisinin yapısı itibari ile, üretim faktörleri içerisinden girişimci ve emek gücü ile daha yakından ilgileneceğiz. Çünkü her ikisinin özünde insan kaynağı yer almaktadır.
Ekonomik hayatta her bir üretim fonksiyonun geliri vardır. Girişimcinin geliri kar, emeğin geliri ücret, sermayenin geliri faiz, doğal kaynakların geliri rant ve kira olarak karşılık görür.
Çalışma ekonomisi emek gücünü incelerken doğal olarak ücretleri bu çalışmanın içine katmaktadır. Emek gücü nedir? Ücreti nasıl belirlenir? Gerçek ve nominal ücret nedir? Emek gücünün ekonomideki yeri ve önemi nedir? İstihdam ve işsizlik kavramları ne ifade eder? Bu ve bu tip soruların cevaplarını hem akademik hem pratik anlamda inceleyip güncel bilgilerle anlatacağız.
Kavram Olarak Emek ve Ekonomik Kalkınmada Yeri
Emek, mal veya hizmet üretimine katkıda bulunmak için insanların bedensel veya zihinsel çaba sarf etmesi olarak tanımlanabilir. İnsanların fiziksel ve zihinsel enerjilerini üretimde harcamaları etkinliği emeği oluşturan başlıca öğedir. Emeğin ayırt edici özelliklerinden biri zamanı kullanmasıdır.
Üretim fonksiyonları içerisinde sermaye ve doğal kaynaklar sabit kabul edilirse, insan faktörü ön plana çıkmaktadır. Ekonomik kalkınmanın üretim artışı ile mümkün olduğunu düşünürsek üretim faktörleri içerisinde insan kaynağının önemini vurgulamamız gerekecek. Bu noktada ekonomilerin kalkınması doğrudan insan ile alakalı olacaktır. İnsanın ekonomik düzen içerisinde ne kadar iyi değerlendirebiliyorsak kalkınmanın grafiği bu bağlamda artış gösterecektir.
19. Yüzyılın ünlü politik ekonomisti ve devrimcisi Karl Marx, emek ile emek gücünün aynı anlama gelmediğini ifade ederken, iki kavramı birbirinden ayrıştırmaya çalışmıştır. Emek gücü, insanda bulunan potansiyel ve belirli bir değeri üretirken harcadığı zihinsel ve fiziksel yetenekler bütünü denilebilir. Ancak Marks’ın tanımlaması bu genellikte durmaz ve özel olarak, yani bir meta olarak emek gücünün ortaya çıkışını açıklar.
Emek gücü, bu bağlamda, işçinin pazarda kapitalist işletmeci ile karşılaşması ve belirli bir ücret karşılığında alınıp satılan bir meta olmasıyla tanımlanır. Pazarda işçi ve patron, özgür bireyler olarak karşılaşırlar ve bu karşılaşmanın sonucunda biri emek gücünü satar öteki de satın alır. Ancak satılan tüm bir emek değildir; eğer öyle olsaydı der Marks, daha sonra satılacak bir şey kalmazdı. Emek gücü bir meta haline dönüşerek işçi ile girişimci arasında alışveriş yapılmasını sağlar. Yani işçi patrona emeğini değil emek gücünü satar; buna göre emeğin belirli bir anlamda satılan bölümü emek gücünü oluşturur diyebiliriz.
Emek kavramı, artı değer kavramını içeriğinde taşımadığı için artı değer kavramını içeriğinde taşıması için emek gücü kavramı yaratılmıştır, Marx tarafından. Emek ise doğa ile alışverişimizin ilkel biçimidir.*
Emek kavramını işçi sınıfı üzerinde yoğunlaştırmak ne denli doğrudur bilemiyorum. Girişimcinin ortaya koyduğu bir emek değeri yok mudur? Varlığından eminsek neden girişimci ayrı tutulmaktadır. Girişimcinin emek gücü ne kadar net tartışılıp incelenmektedir. Emek gücü, işçi ve girişimci üçgeninde devam eden araştırmalarımızı takipte kalın. Uzun soluklu bir ekonomik çalışmanın size katacağı çok şey olacaktır. İktisadi hayatta kendine rol bulan her bireyin bilmesi gerekenler arasında bu bilgiler yer alıyor.
Bu yazım ilk olarak Semiyun adresinde yayınlanmıştır.
son yıllarımı yanında geçirdiğim huzur veren güzel insan. bu yazımı sana kelimelerini ruhuna gönderiyorum. birlikte geçirdiğimiz o yılların paylaştığımız anıların değerini ölçmek ben dahil kimsenin haddine düşmez. vedamız her ne kadar hüzün dolu olsa da derinimde yerin hala aynıdır bilesin.
bana kattığın maneviyatın ötesini aramakla hata edermişim. eşiniz bulmak sonu gelmeyen bir arayıştan başka bir şey değildi. hayatın bizden aldıklarına karşı duruşumda sağladığın desteği hala taşırım. hissettiğim duyguların hepsinde payın olduğunu hep bilirsin.
varlığını anılarımızda taşıyor ve bitmeyen aşkla yaşatıyorum. ailede sen gitmenle büyük bir boşluk oluştu. geniş bir ailenin çekirdeği gibiydin. gidişinden mütevellit aynı boşluk bende de mevcut. bir gün bu boşluğu dolduracağıma ve seni her zaman olduğu gibi mutlu edeceğime inanıyorum, ruhun şad olsun.
geride küçük bir kız çocuğu bıraktın, senden kopmuş bir parça gibi.
Alışkanlık haline gelen bir söz gençlerin ağzına etiket olmuş. Gündemin her konusuna değinen haber kanalları, kültür programları bu konuları ele almaktan aciz kalıyor. Eğitimin her türlüsü gerek. Bu konu üzerine söylenmiş binlerce söz vardır. Aralarından Montesquieu’nun şu sözü çok ünlüdür:
“Az bilmek için çok okumak gereklidir.”
Çok okumak gerekir ki insanı çözesin. İnsan okunacak en iyi kitaptır. Okumak okula gitmek, üniversite bitirmek değildir. Ama bunlarsız da olmaz. Az bilmek için çok okumak gerekir cümlesindeki anlamın derinliğini anlamak için bile okumanın gerekli olduğu su götürmez bir gerçek.
İnsanlar okuyarak adam olacaklarını zannetmiyor. Ben adam olacağım diye üniversiteye geldim yahut gidiyorum diyen adam görmedim, duymadım. Ama gitmeyenler okumakla adam olunmaz diyor. Kedi uzanamadığı ciğere mundar dermiş. Bu olay da aynı hesap. O yüzden gitmeyenler değil gidemeyenler diyorum ben. Okumakla adam olunmuyor da okumadan adam olunuyor mu soruyorum o lafı ağzına etiket edip bir şey biliyormuş gibi konuşanlara?
Motivasyon bireyin hareketlerinin arkasında bulunan psikoloji dilinde güdü adı verilen güçtür. Davranışa enerji sağlayan organizmanın içindeki ve çevredeki güçler olarak tanımlanır. Motivasyon insanın faaliyetlerinin ardında saklanan psikolojik duruma karşı verilen dinamizmdir. Bu enerjiyi sağlayan bir DJ var. DJ oluşunun hikayesini bir motivasyon konuşmasına çeviren bu adam hayli inatçı ve bir o kadar da hevesli. Motivasyon, kişisel başarı ve başarı hikayesi üçlüsünden oluşan bu video kanımca izlenmeli.